bir adam: sessizlikte bile bir birlik var

bir adam var. arasıra balkona çıkıyor, elinde bir bardak tutuyor; belki kahve, belki bir çay. havanın ne olduğuna göre değil, içindeki seste neyin ağır bastığına göre seçiyor gibi. 

sonra bir sigara yakıyor ve sonra bir tane daha.. 

nefes almak için değil, durmak için içiyor sanki. dünya biraz yavaşlasın diye. 

akşamları evinin içi sarı bir ışıkla yanıyor. gün ışığı rengi diyorlar ona, ama o ışıkta hep geçkin bir öğleden sonra havası var. hatta salonundaki lambader istisnasız sabaha kadar açık, o da gün ışığı. çok nadiren beyaz ışığı yaktığını gördüm. belli ki biri gelmiş oluyor o zaman, dışarıdan biri; çünkü eve yabancı biri girince renkler bile kendini toparlıyor. 

gündüz balkonuna gelip giden kuşlar var. bazen su içip gidiyorlar, bazen sürü halinde gelip bir şeyler yiyip gidiyorlar. adam kuşlara alışkın, kuşlar da ona. sessiz bir anlaşmaları var. her biri diğerinin yalnızlığını bölmeden var olmayı öğrenmiş gibi. 

adam balkonu süpürüyor, yıkıyor, balkon demirlerini siliyor. sanki bir misafir bekliyormuş gibi, ama kim olduğunu bilmeden. çok nadir de olsa balkonu elektrikli süpürgeyle süpürürken de gördüm, robot süpürgesini balkonuna çıkardığını da. bu küçük detaylar bir düzen değil, neye olduğunu bilmediğim bir tutunma biçimi belki de. hayatın içinde bir yer kapladığını kendine ispat etme çabası. 

bazı geceler balkonunda oturan farklı kadınlar oluyor. her biri başka zamanlarda, başka sessizliklerle. zaten konuşsalar da bir şey değişmez gibi. adam bazen sadece orada duruyor, biriyle aynı havayı solumak yeterliymiş gibi. 

çoğu sabah bilgisayarını alıp uzun bir süre balkonda oturuyor. bir şey izler gibi dalıp gidiyor, bir anıyı tekrar tekrar oynatıyor belki. aşırı nadir olarak öğleden sonralarda akşama doğru kitap okuduğu da oluyor, ama o anlarda bile sayfalardan çok boşluğa bakıyor, okuduklarından çok unuttuklarına takılıyor. adam bazen günlerce görünmüyor. yokluğunu balkonun kapısının kapalı oluşundan değil, kuşların yokluğundan anlıyorum. 

kuşlar da onun ritmini öğrenmiş. adam olmayınca, onlar da gelmiyor, ama o yokken bile akşam olunca balkonundaki güneş enerjili lambalar yaşam belirtisi veriyor. sanki “döneceğim” demek istemiş gibi. gün içinde uzun bir süre yoksa akşam kesinlikle bir kişiyle balkonda bira içecek, kim olduğu fark etmez. önemli olan biriyle susabilmek. bazı akşamlar kahkahalar yükseliyor, bazılarıysa hiç ses çıkmıyor, ama o sessizlikte bile bir birlik var. mesela tek başınaysa sabah kahvaltısını asla balkonda yapmıyor. bu bir kural gibi. belki yalnız uyanmakla baş edemediğinden, belki de günün ilk saatlerinde bir başka nefese ihtiyaç duyduğundan. adamın hayatı balkona sığmış gibi ve balkon bütün bunları sessizce saklıyor. bütün suç onun.. çünkü balkonu bir kitabın en güzel cümlesi sanıyor.

yaklaşık yarım saattir balkonda, telefonu elinde, biriyle mesajlaşıyor ya da bir şeyler yazıyor. kulağında kulaklık var. önünde yine bir bardak ve tüten bir duman var. o sırada kuşlar bir bir uğrayıp gidiyorlar.

mazhar alanson - ah bu ben