Kayıtlar

Nisan, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

bir çocuk: terk edilen şehirlerde kaybolan bir umut hikâyesi

ne zaman travmalarım uyanıp içimdeki çocuk ağlamaya başlasa bir şehir sustu. her seferinde bir bavul topladım, çoğu zaman içine hiçbir şey koymadan. sadece geçmişi dışarda bırakmak için, sadece nefes alabilmek için. insan bazı şehirleri yaşamak için değil ölmemek için terk eder.. bazen bir ses yetti: bir korna, bir zil sesi, bir eski şarkı.. bazen bir kadının saçını savuruşu.. bazen bir vitrindeki gömlek.. anladım ki geçmiş her şeyin altına sızıyor ya da üzerine siniyor ve içindeki kurumuş gölü tekrar taşırıyor. işte o an bacaklarımda garip bir ağırlık, midemde boş bir sancı, ellerimde sinirli bir titreme olur, kaçmak isterim; çünkü bu bir kurtuluş değil, bu bir terk ve her defasında aynı ritüel: telefon sessizde, gözler yorgun, dışarda gece, içimde daha da karanlık bir gece. şimdi yine o hissin içindeyim. bu gece terk edeceğim bu şehri.. balkonumda son sigaramı içeceğim, kahveyi yarıda bırakacağım; çünkü bu şehirde tamamlanan hiçbir şey olmadı. hep yarım kaldı insanlar, cümleler, veda...

bir şey: uyku ile uyanıklık arasında asılı kalan cümleler

kafamın içinde bir şeyler dolanıyor yine. içimden tam çıkamayan, bir yere de tam varamayan cümleler. yarım kalıyor çoğu. bazen düşüncelerimi bile toparlamaya üşeniyorum. belki de toparlamamak daha iyi; çünkü her toparlanan şey biraz daha eksiliyor sanki.. kalkıyorum yerimden, yavaş bir hareketle. sanki biri görüyormuş gibi ağır ağır. kimse görmüyor tabii, ama bazen kendi yalnızlığın da seyrediyor seni ve sen ona ayıp etmek istemiyorsun. mutfağa geçiyorum. bir kahve yapıyorum. elim kahve kutusuna gidiyor, sonra suya, sonra fincana. her şey otomatik. düşünmeden yapıyorum. düşünmeden yapılan şeyler sanki daha sahici oluyor. kahve olurken camdan dışarı bakıyorum. yağmur dinmemiş. iyi. yağmur dinince her şey fazlasıyla gerçek oluyor çünkü. kahvemi alıp balkona çıkıyorum. yağmurun kokusu serin. havanın serinliği doğrudan tenime çarpıyor. sırf kafamda bir film sahnesi kurabileyim diye battaniyeyi kaptım dolaptan. salıncağa geçtim. üzerime aldım battaniyeyi. içine gömüldüm. sanki daha küçük bi...

bir adam: sessizlikte bile bir birlik var

bir adam var. arasıra balkona çıkıyor, elinde bir bardak tutuyor; belki kahve, belki bir çay. havanın ne olduğuna göre değil, içindeki seste neyin ağır bastığına göre seçiyor gibi.  sonra bir sigara yakıyor ve sonra bir tane daha..  nefes almak için değil, durmak için içiyor sanki. dünya biraz yavaşlasın diye.  akşamları evinin içi sarı bir ışıkla yanıyor. gün ışığı rengi diyorlar ona, ama o ışıkta hep geçkin bir öğleden sonra havası var. hatta salonundaki lambader istisnasız sabaha kadar açık, o da gün ışığı. çok nadiren beyaz ışığı yaktığını gördüm. belli ki biri gelmiş oluyor o zaman, dışarıdan biri; çünkü eve yabancı biri girince renkler bile kendini toparlıyor.  gündüz balkonuna gelip giden kuşlar var. bazen su içip gidiyorlar, bazen sürü halinde gelip bir şeyler yiyip gidiyorlar. adam kuşlara alışkın, kuşlar da ona. sessiz bir anlaşmaları var. her biri diğerinin yalnızlığını bölmeden var olmayı öğrenmiş gibi.  adam balkonu süpürüyor, yıkıyor, balkon demirl...

bir kaçış: yalnızlığın konforu mu, yoksa beraberliğin zorluğu mu?

Resim
sevgili insanlar, şimdi samimi bir şey yazacağım sizin için, biraz kendim için, belki biraz küçük bir soru gibi düşünün bunu. gece oluyor, diyorum ki yarınki planım ne? saat kaçta? yapılacak işler neler? bu durumda saat kaçta uyanmam gerekir? sorun değil, 4-5 saat yeterli evet.. yani uykum gelince uyuyabilirim, çok da abartıya kaçıyorsam yatakta bir şeyler izlerken uyuyakalırım. sabah uyanınca saate bakarım, biraz daha uyumak istersem uyurum. vakti gelince yataktan kalkarım, kahve makinesini açar duşa girerim, duştan çıkıp hazırlanıncaya kadar kahvem hazır olur. kahvemi içtikten sonra vakit kaldıysa eğer açlık hissediyorsam kahvaltı yapabilirim. evden çıkar işlerimi halleder, dışarıda yemeğimi yer kahvemi içer, arkadaşlarımla görüşebilirim. eve dönmek için bir zorundalığım da yok.. anneme uğrarım, diğer arkadaşlarımla görüşebilirim. akşam ya da gece olur, eve gelir istediğim her şeyi yapabilirim. istediğim müziği açar, istediğim filmi izlerim. istediğim yemeği yapar ya da sipariş edebi...

bir boş: kayda değer bir şey değil

kayda değer bir şey değil, okumayın. bugün çok şey oldu, dünden kalanlarla uyandım. ilk başta anımsamak istemedim. sonra duşa girdim. hazırlanıp ofise geçtim. arabada şu huzur sesini dinledim:  cœur - comme des enfants ofis bu kadar yakın aslında, bir şarkılık. ofise girer girmez elime kahve tutuşturdular. tokalaşmalar merhabalar günaydınlar falan. on beş tane şirketin olduğu ofisler topluluğu burası. kimisi çok yoğun, kimisi bahçede baharın tadını çıkartıyor. benim toplantıma daha yıl var. bahçede kahvemi içtim. biraz sohbet muhabbet.. ana binaya girdim. selamlaşmalar devam etti, biri sarıldı öptü abarttı. biriyle yalnız kaldık, nasılsın dedi. dramatik olsun istemedim. çok iyiyim, dedim. iyi gördüm, dedi. biraz özel şeylerden konuştuk, egomu okşadı. ne yapıyorsun dedi, yazıyorum dedim. ona mı dedi, bloguma dedim. blogumu sordu, söyler miyim.. toplantı saati geldi deyip kaçtım. halbuki hala daha çok var. biriyle iki mil ötedeki mağazaya gittik (bu aralar komiklik olsun diye uzaklık...

bir psikolog: bir kahve, bir terapi

Resim
balkonumda yağan yağmuru izliyordum.. iki hafta önce bıraktığım psikoloğum beni kahve içmeye davet etti. ilk önce sevindim ve o öforiyle "bana gel alkolleniriz" dedim. bu muhteşem ötesi teklifimi öteleyip önce kahve içmemiz gerektiğini söyledi. sanırım kullandığı yöntemin nasıl bir sonuç verdiğini merak ediyor diye düşündüm. teklifini kesin bir tarih vermeden kabul ettim. haberleşiriz dedik ve sohbeti sonlandırdık.. devamını görüşmemizden sonra yazacağım.. ara faslı, psikolog için en sevdiği kahve olan brezilya kahvesini aldım. linkini şuraya bırakabilirdim ya da yukarı kaydırın falan.. tamam komik değil. buradan sonrasını da.. ve o gün geldi. bugün psikolog kişisini aradım. saat 14.30 için sözleştik. psikolog evime yakın olduğu için yürüyüş olsun diye travmatik yollardan yürüdüm. sonuçta psikoloğa gidiyorum. tıpkı, bir gün hastaneden dışarı bakarken karşıdaki evlerde yaşayanlar için babama, "bu evlerde oturanlar ölümsüz gibi rahat yaşarlar" dediğim gibi.. yolda bir...

bir sabaha karşı: içim hâlâ gece

Resim
gün doğuyor ama içim hala gece. sabaha karşı üç buçukta uyuyup, yine sabaha karşı beş buçukta uyandım. i̇ki saat. i̇nsanın göz kapakları ağır olsa da bazen içi uykudan daha ağır gelir; ne yorgunluk bırakır, ne gece.. gözlerimi açtım, hava hala karanlık. sanki dünya benimle birlikte uyanmamış gibi. sanki her şey durmuş, sadece ben devam ediyormuşum gibi. yavaşça yataktan çıktım. sessizliği bozmamak için değil, zaten kırılacak bir sessizlik yok. zaten bu saatlerde sessizlik bile sessiz. kahve yaptım; çünkü ölümün olduğu bu dünyada yaşamak ancak küçük ritüellerle mümkün. sabah kahvesi gibi. uykusuzluğun içinden geçen ince bir sızı gibi. bu bir hatırlatma: "sen hala buradasın". i̇lk yudumu alırken gözlerim hala mahmurdu; ama zihnim ayakta. her sabah bir sınav gibi. yeniden başlamanın, kendini yeniden tanımanın bir yolu gibi. kahvenin sıcaklığı içimde eksilen her şeyi geçici bir süreliğine doldurur gibi. kahve sıcak, ama içimde hep bir eksik var.. belki hiçbir şey yolunda değil. b...