balkonumda yağan yağmuru izliyordum.. iki hafta önce bıraktığım psikoloğum beni kahve içmeye davet etti. ilk önce sevindim ve o öforiyle "bana gel alkolleniriz" dedim. bu muhteşem ötesi teklifimi öteleyip önce kahve içmemiz gerektiğini söyledi. sanırım kullandığı yöntemin nasıl bir sonuç verdiğini merak ediyor diye düşündüm. teklifini kesin bir tarih vermeden kabul ettim. haberleşiriz dedik ve sohbeti sonlandırdık..
devamını görüşmemizden sonra yazacağım..
ara faslı,
psikolog için en sevdiği kahve olan brezilya kahvesini aldım. linkini şuraya bırakabilirdim ya da yukarı kaydırın falan.. tamam komik değil.
buradan sonrasını da..
ve o gün geldi. bugün psikolog kişisini aradım. saat 14.30 için sözleştik. psikolog evime yakın olduğu için yürüyüş olsun diye travmatik yollardan yürüdüm. sonuçta psikoloğa gidiyorum. tıpkı, bir gün hastaneden dışarı bakarken karşıdaki evlerde yaşayanlar için babama, "bu evlerde oturanlar ölümsüz gibi rahat yaşarlar" dediğim gibi.. yolda bir kaplumbağa, beş kedi, sekiz güzel kız ve bir tane köpekle karşılaştım. hiçbirine selam dahi vermedim..

neyse psikoloğun bulunduğu yere geldim, sokağın başındaki kafe tarzı elit mekana göz ucuyla bakış attım. acaba içeride tanıdık biri var mıdır düşüncesine dahi girmedim, çünkü benim öyle burjuva zevkleri olan vizyon sahibi arkadaşlarım yok. hepsi memur ve hafta içi bu saatte.. neyse. psikoloğun olduğu kata çıktım. hoş bir şekilde karşılandım. nasılsın dedi. hüzünle karışık ağrılarım var, deyip gülümsedim. ardından, şakaydı iyiyim sen nasılsın falan gibisinden lafımı geri aldım. o sırada filtre kahveyi uzatıp elim boş gelmedim, diyerek şebeklik yaptım. sen geç ben kahve yapayım, dedi. geç dediği yer de uzuuun koridorun sonundaki yayyyla gibi olan oda falan değil. mutfağın yanındaki lobi gibi bir yer, üstelik amerikan mutfak.. danışan odasının tasarımı bitti istersen bir bak, deyip beni heyecanlandırdı. yine uzun koridorlarca yürüdüm ve danışan odasına bakış attım. çok hoş olmuş, deyip yerime oturdum. hala kahveyle uğraşırken, beni hiç aramadın, dedi. bazı şeylerin yükünü bir ömür omuzumda taşıyamam, deyip böbürlendim. kahveyle geldi, öyle birtakım sohbetler ettik. terapist-danışan gizliliği gereği buraları geçiyorum. sohbetin en güzel yerinde ona, bu yaptığımız sınır ihlaline mi giriyor, dedim. güldü ve sen değişik bir adamsın dedi. çünkü ona en son ne zaman aşk acısı çektiğini, ilişkisinin ne zaman bittiğini falan sordum.. ve ona, aldığım tüm rehberliklerin ve terapilerin içinde en verimlisi buydu, dedim. yine bir şeyler not aldı, mesleki deformasyon sanırım deyip işine karışmadım. çıkarken borcumuz nedir, deyip şaka yaptım. davetine icabet ettiğim için teşekkür edip, kendime iyi bakmam gerektiğini, tekrar haberleşeceğimizi söyleyip beni uğurladı. eve dönerken yolda gördüğüm her şeyi tekrar gördüm, bir tek kaplumbağa yerinde yoktu. sabır mı yoksa azim mi seninki bilemedim.

üç hafta boyunca tasarlanmış bir post bu..