bir balkon

yine ‘uykum yok kahvesi’ yaptım. kahve makinesi ses çıkarmaya başladığında o birkaç saniyelik sessizlik oluyor ya, işte o anlarda bazen hayatta neyi kaçırdım diye düşünmek kolaylaşıyor.. kahve olana kadar düşünmekten kaçmak için balkona çıkıp perdeleri açtım. geri döndüğümde kahve olmuş. şimdi kahve bardağı dolduruyor. bir şey tamamlanıyor gibi, ama asla tamam olmuyor. bir de sigara yaktım şimdi. perdeleri biraz daha yana çektim. geceyi balkona almak ister gibi. gece balkonda, ben balkondaki masadayım. gökyüzünde bir ay var. dolunay değil, hilal ama büyümüş. büyümüş ama hala yarım duruyor. bunu fark edince kendime hiçbir şey demedim; çünkü bazen insanın kendine susması, konuşmasından daha iyidir. sormazsan nedenini söylemez.. dışarısı çok sessiz değil, ama içimde bir yer çok sessiz. arada bir yerlerde araba sesleri geliyor, camı açık bir evden dizi müziği, bir kadının kahkahası: yarım ve zorlama belki; bir adamın sesi yorgun: sanki hep açıklama yapmak zorunda kalmış biri.. bir kitapta okumuştum, “sessizlik, insanın kendine söylediği kelimelerdir” diyordu. yeraltından notlar’da mıydı inanın hatırlamıyorum, ama bu cümle kafamda yer etmiş. büyük ihtimalle de gündelik hayatta çokça kullanmışımdır, yoksa pekişmez.

(gittim google’ladım, ama yok bulamadım. belki de ben uydurdum bilmiyorum. hatırlayan varsa söylesin.)

bu cümle bana nereden yer yaptı bilmiyorum, ama sustuğumda hep içimde konuşuyorum. çoğu zaman sanki kendimi ikna etmeye çalışıyorum.

“böyle olması gerekiyordu”, “o da elinden geleni yaptı”, “zaten hiç tam olmamıştık”..

bu cümleler kahveden ağır, dumandan kalıcı.. fincanı tuttum, sıcaklığı elime değil içime geçti. sigara birazdan bitecek, ama derdi bitmeyecek; çünkü bazı geceler dışarısı kadar içimiz de karışık; bir şey kırılmamış, ama eğilmiş. bir şey bitmemiş, ama başlaması da mümkün değilmiş.. ‘adını koyamadığın hisler, balkonda seninle aynı masada oturuyor’ diyor içimdeki o ses. bazen şunu fark ediyorum; ben hayatı yaşıyormuş gibi yaparken, hayat gerçekten geçiyor ve her şey geçerken en sabit kalan şey kendimle konuşabildiğim o anlar oluyor. bu gece de öyle. her şey devam ediyor, ama ben durdum. durmanın da bir ağırlığı var. bazı insanlar onu taşımaktan korkuyor, ama ben taşıyorum, her gece biraz daha az konuşarak, biraz daha azalarak, biraz daha çoğalarak, biraz daha çok anlayarak oturuyorum bu masaya.

not: bu yazı geceyle bir sır paylaşmak isteyen herkese yazıldı.. ve dahi susarak anlatanlara.. bir de, hilal zannedip dolunay gibi parlayan herkese.. siz oradasınız, biliyorum.