bir bayatlık: dünden kalan kahveyle başlayan sabahlar
bana kalırsa, “cold brew” ile “dünden kalan kahve” arasında çok da fark yok, ama baristalar üç küp buz atıyor bardağa, bir çimdik şurup, nane yaprağı, uzun ince cam bir bardak sunumuyla kandırıyorlar dünyayı. kimse kalkıp “bu kahve dün mü yapılmıştı?” diye sormuyor; çünkü o kahve “gourmet”, çünkü o kahve “tasarım”, ama sen? senin dolaba koyduğun kahve “unutulmuş” sayılıyor. adı bir anda “artık” oluyor. aynı kahve, ama sunum eksik. kader işte. kiminin hikayesi dumanı üstünde, kimininki ise soğuk, ama derin. biri “taze demlenmiş” diye sevilir, diğeri “bayat” diye kenara atılır. ama içiliyor mu? içiliyor; çünkü tadı biraz acımış olabilir ama zaten hayat da öyle değil mi? hepimiz biraz fazla demlendik. biraz yalnız soğuduk ve birileri çıkıp hala içilebilir olduğumuzu hatırlattı bize. belki üstüne bir parça buz, biraz cesaret, biraz da tarçın.
dünden kalanla bile yeni bir sabah yapılır.
bazı sabahlar taptaze kahve kokusuyla uyanamazsın. bazen elinde kalan tek şey dünden kalmış bir bardak kahvedir. biraz buruk, biraz geçmiş, ama yine de sıcacık bir düşün başlangıcı olabilir. hani fazla yapmışsındır gece, o an içememişsindir, belki, belki sabah lazım olur, diyerek dolaba koymuşsundur. niyet bellidir: sonra içmek, ama sonra dediğin şey, ertelenmiş sabahlara dönüşür. şimdi elinde o kahveyle yeni bir güne uyanıyorsun. bu sabah senin “cold brew”in var. ama etiket yok. ama nane yaprağı yok. ama hala içilecek bir şey var orada.
çünkü mesele kahve değil, senin nasıl baktığın. aslında biraz kendimiz gibiyiz o kahveyle:
bazen dinlenmiş, bazen soğumuş, ama hala kendinde. biraz aroma, biraz sabır, biraz da toparlanma. buzdolabında bir gece geçirmiş sade bir kahve bozulmaz. süt yoksa, temiz kapta beklediyse hala içilebilir. biraz acımış olabilir, evet. ama biz de acımadık mı? biraz hayal kırıklığı, biraz uykusuzluk, biraz “bu da mı olmadı” dedirten gecelerden geçip gelmedik mi bu sabaha? içiyorsan eğer, bu kahve değil, geçmişindir, çünkü dünden kalan şeylerin hala bir tadı vardır. belki net değil ama tanıdık. belki acı ama gerçek.
biliyor musun? dünden kalanla başlayan sabahlar bazen en sahici olanlardır. süslenmemiş, cilasız, kendiliğinden; çünkü sen de o sabahlarda en çok kendin gibisindir. rolsüz. sade. soğuk ama hala canlı.. ama kabul et, içmeden önce bir duraksadın.
acaba bozulmuş mudur, içilir mi hala? aslında biliyordun cevabı. “bozulmuş olsaydı kokusundan anlardım.” ama hayat o kadar kolay ipucu vermiyor. kimin bozulduğunu, kimin sadece dinlenmiş olduğunu anlamak zaman alıyor.
kendin için de geçerli bu.. geçen hafta içini döktüğün arkadaşa hala yazmadın. çünkü onun da dünden kalmış gibi hissettiğini biliyorsun. arada sessizlik var ama bozulmuş değil.
sadece bekliyor. soğumuş ama hala anlamı olan. tıpkı mutfak tezgahında unuttuğun notlar gibi. okunmamış mesajlar, içilmeyi bekleyen kahveler, yarım kalan cümleler.. dolu dolu değil ama boş da değil. tam ortası. senin sabahların gibi.. yudumladıkça bir şey oluyor. içindeki ses yavaş yavaş konuşmaya başlıyor:
“ben hala buradayım.”
“ben hala devam edebilirim.”
ne sıcak ne soğuk. bir geçiş hali. bir ihtimal hali.
bu yüzden dünden kalan kahve sadece kahve değil. bir tür sınav. “yeniden başlanabilir mi?” sorusunun sıvı formu. evet, başlanabilir. istersen buz koy, istersen şeker ekle ya da öylece bırak; çünkü mesele kahvede değil. senin onu nasıl içtiğinde. senin kendini nasıl yudumladığında; çünkü bazen bir kahve yapar bunu.
bazen bir cümle. bazen yazamadığın bir yazı, ama hepsinde aynı şey gizlidir: başlamak için geç değil.
belki şimdi yeni bir kahve yapmalısın. ama bu defa sadece içmek için değil. yaşamak için. çünkü sen bunu hak ediyorsun. çünkü bazı sabahlar, yeniden başlamaya en yakın andır.
kahve her zaman bir bahanedir.