bir boşluk

kahvaltımı yaptım, kahve olana kadar bugünü yazayım dedim. gece tüm işlerimi bitirip bugünümü boşa çıkarmış olmamın dinginliğiyle saat 4 sularında ferhan şensoy'un ‘güle güle godot’ oyununu izlerken uyuyakalmışım.. 

kahvem hazır; çünkü “gece tüm işlerimi bitirip..” dediğim sıralarda kahvaltı tabaklarını bulaşık makinesine yerleştirmem gerektiğini, ama önce makineyi boşaltmam gerektiğini hatırladım. aslında dağınık değilim. amerikan servis tabak altlıklarını falan yerine koymuşum.. 

neyse, onu yapana kadar kahve olmuş. şimdi geceye dönelim: gece kahve makinesini hazırladım; çünkü sabah saatlerinde uyandığımda mutsuz olacağım ve kahvenin hazır olduğunu bilmek beni mutlu edecek; çünkü vizyon sahibiyim. hatta o kadar vizyon ki bu, gece yarım paket sigaram var, sabah hiç dışarı çıkmak istemem diye sigara almaya çıktım, dönüşte tanıdık kedilerden birine yine istemsizce göz kırptım; ama tepki vermedi.. sabah uyandım, kahve makinesinin düğmesine basıp banyoya gittim. banyodan çıkınca kahvem hazır. işte vizyon derken eksik vizyon üzerine kendime bir posta küfür ettim: hani ekmek? bazı sabahlar dışarı çıkmak yerine hamaratlığı kullanabilirim. kimileri buna tembellik diyor; ama ben yine katılmıyorum; çünkü ekmek yapabilirim dedim, airfryer biraz işe yarasın, ama maya yok; fakat hamaratlığım hala var. ingiliz karbonatı ile sirke karışımı hamur mayalamaya yarayabilir. sonuçta sodyum bikarbonat.. kimyasal tepkimeye ihtiyaç var. ben kimyadan anlamam ve dahi eczadan.. 

ecza kelimesini bir yazıda ilk defa kullanıyor olmamın gereksiz mutluluğu ile yazmaya devam ediyorum.. 

öyle de yaptım, ekmek mayalama umarım olumlu olur dedim. kahvemi içtim, üç beş sigara falan. hamur hatrı sayılacak kadar kabarmış, ona ayıp olmasın der gibi baktım. airfryer'ı ısıttım. 180 derece. 356 fahrenheit. kimya konusu olarak değil de fizik konusu olduğu için hatırladım, dediğim gibi kimyadan anlamam. kelvin de vardı bak, ona da ayıp olmasın diye yazıya ekliyorum. anlarsınız ya, bu konuların az ekmeğini yemedim sonuçta. 

şimdi de ekmek yiyeceğim diye.. özür dilerim, iğrenç bir espirili bağlantı oldu. ekmek olana kadar gece teslim ettiğim bilgisayardaki işlerime göz ucuyla bakış attım. sonra bir şeyler okumak için blogları gezdim. ekmek aşamasının yarısına gelinmiş, airfryer'ın ‘yemeği çevirin’ uyarısında gülümsedim. ekmeği çevirdim. üstünde susam ve çörek otu vardı, altına da mı serpiştirsem diye düşünmeden edemedim. yapmadım. onun yerine kahvaltı hazırladım, mükellef kahvaltımı hazırlayana kadar ekmek oldu. işte bu kadar, ekmek olana kadar bin kere markete gidip gelebilirdim; ama işte bu kadardı, ekmek olmuştu. hem de mayasız, belki daha az zararlı.. 

kahvaltımı yaptım, kahve hazırladım. masanın üzerindeki her şeyi mutfak tezgahına bıraktım, tabakların altındaki amerikan servislerini yerine yerleştirdim. bulaşık makinesi dolu diye bütün bulaşıklar mutfak tezgahında kaldı. bari kahve olana kadar bugünü yazayım demiştim. birkaç cümle yazdıktan sonra yerimden kalkıp bulaşık makinesini boşalttım ve mutfak tezgahındaki tabakları makineye yerleştirdim. bunu yaparken ‘güle güle godot’ oyununu düşündüm.. neyse, onu yapana kadar kahve olmuş. gerisini biliyorsunuz.