bir gün: kahveyle başladım, narsistle bitti

bazen böyle gece yalnız kalınca koyu bir kahve yapar içimi kendime açarım. aslında bazen değil, çünkü ben zaten yalnız yaşıyorum. yani burada kendimle dertleşme zamanım gelince demek istedim. her neyse işte, bir kahve, dedim. önce düşündüm ve ardından, olur, dedim. bu fikrim ne kadar sağlıklı diye düşünmeden edemedim. filtre kahve mi türk kahvesi mi diye içimden sorguladım; çünkü bana kahve olsun adının önemi yok, tadı kahve sonuçta. türk kahvesini tercih ettim. sebebi şöyle, akşam filtre kahve yapmıştım, türk kahvesi olana kadar makineyi temizledim ve sabaha kahve hazır olsun diye birtakım hazırlıklar yaptım. aşağıda bir yerlerde bir gönderide bundan bahsetmiştim. bu arada kahve hazır. küllüğü döktüm, kahvemi sehpanın kenarına bıraktım. dedim anlat aslanım. dedi sen yaz, ben anlatırım. burada biraz özel şeylerden bahsettik, doğrulamalar yaptık. topla böl çıkar, sonra sağlamasını yapmadan doğru kabul ettik. haklısın, dedim, kahve güzel olmuş. virgülü doğru yere mi koydum diye düşündüm. aslına doğru, çünkü bu tekniği çok eski bir kitapta görmüştüm. virgül bazen tırnak işareti yerine de kullanılabilir. tıpkı ama, fakat, lakin gibi edatlardan önce noktalı virgül koyulması gibi. hatta kimisi bu edatlardan sonra kullanır, bu çok yanlış. tilt olduğum bir kullanım hatası. neyse işte bu dediğim yerlerde virgül de kullanılabilir. o gibi. bu edatların rolünü daha fazla büyütmeden ana konuya geri dönüyorum.. 

kahve güzel olmuş.. konu neydi? neyse ben size başka bir şey anlatayım. bir blog sahibi ile tanıştım. şu blogger'lardan biriyle yani. öyle tumblr falan değil. (burada ':)' bu klasik gülücük şeysini kullandığımı düşünün, ama üzerinde sağ üst köşeden sol alt köşeye kadar çapraz bir şekilde 'iptal' çizgisi var) blog sahibi kadın benimle yaşıt sayılır. izmirde yaşıyor. hiç sevmediği bir hayatı ve çok sevdiği iki kedisi var. kadın kendini açmadığı sürece hayat dolu, şen şakrak, musmutlu. yani öyle sanırsın. kendini yalnızca kendisine açıyor, meditasyona, enerjiye, burçlara, rüyaya falan inanıyor; eğer ona yakın olmayı başarabilirsen dökülmeye başlıyor. işte konuşmaya başladıktan yaklaşık 10-15 dakika sonra kendine lanet okuyorsun. öyle ki bu kadının psikolojisini bırak psikologu bile bozulmuş. adam pes etmiş. yeter artık git demiş, senin hiçbir şeyin yok. tam da burada halka mal olmuş bir süper kahraman gibi birdenbire ben beliririm.🦹🏻 hep böyle olmuştur. nerede travmatik olaylar silsilesi yaşamış biri varsa benimle tedavi olur ve tedavisi bitince gider. kimileri buna ah almak diyor, ben buna katılmıyorum. öyle olsaydı ayak serçe parmağımı sehpaya vururdum, patates kızartması yaparken elime yağ sıçratırdım veya kapya biberleri kızartırken patlatır yanardım, salata yaparken elimi keserdim, böbrek taşı dökerdim filan falan.. bu öyle bir şey değil, hep aynı şeyi yaparak farklı sonuç beklememden dolayı olan şeyler benim suçum, bu bana son bir ders oldu. mesela bundan sonra narsist ve/veya borderline ibaresi olan birine denk gelirsem yolumu değiştireceğim veya yabancı taklidi yapacağım ya da evliyim diyeceğim. telefonuma sarılıp, efendim hayatım, iki ekmek bir de yoğurt tamam aşkım, deyip o kişiye görüşürüz diyeceğim. bu kişiye daha fazla yer vermek istemiyorum, tadım kaçıyor. kahvem bitti zaten. bu kararı destekleyen son olay şöyle oldu, yine dün başıma geldi bir şey. detay vermeyeceğim, biri var psikolojisi öyle bozuk ki intihar edeceğim dedi, ben de et dedim kaçtım. hikayem bu kadar. 

yeni insan tanımak istemiyorum dedikçe insan tanıyorum. bir yere oturdum, kız yanındaki kişiyle konuşuyordu. bilen bilir, ben de podcastteki merve'yi aradım. oradan uzaklaştım, merve biri var.. dedim.. tanışma taktiği söyledi. tamam o iş bende, dedim. geri geldim ve taktik çalıştı. buradan sonrası bende. kadına burcun terazi mi dedim, nereden bildin dedi. sigaramdan bir nefes alırken düşünme fırsatı buldum. burçlara inanmam çünkü, dedim. bu cevabı düşünürken çok cool olduğunu sanmıştım, seslendirince keko gibi olduğunu fark ettim. ama buna takılmadım. ilk defa burcumu tekte bilen biri çıktı dedi, aslan sanıyorlar değil mi ya da koç boğa falan dedim. evet evet diyerek güldü.. dedim bu da salak, kaç.. son bir tanışma daha anlatayım, ayaküstü saçma bir şeydi. markete çıktım, dönüşte önümde yürüyen kadın parfüm sıktı üzerine. bu ne rahatlık, arkasında ben varım. parfüm güzel de boğdu beni, deyip yüzüne baktım. olduğu yerde durdu ve bana döndü, çok pardon özür dilerim deyip güldü. bu calvin klein değil mi, diye salladım, çünkü en sevdiğim o. hayır hödödö gibisinden bir şey dedi. ama bu sonbahar kokusu diyerek konuya kıvam kattım, gerçekten sonbahar kokusu olup olmadığını bilmiyorum. kadıncağız da biliyormuş (!) bunun sonbahar kokusu olduğunu ama alışkanlığını değiştiremiyormuş, bir de anılar kokulara siner, bu benim kokum dedi. hiçte bile, erkek zihni öyle çalışmaz, dedim.. bu konuyu daha detaylıca konuşmak için 'yalnız olmanın mahcubiyeti ne tuhaf his' dediğim kahvecide sözleştik. o gün geldiğinde üzerindeki parfümün CK olduğuna yemin edebilirim. bu en eski kadın taktiği. eski zamanlardaki mendil düşürmek gibi düşünün. birinin sizi etkilemeye çalıştığını sadece parfümden anlamak yalnızca süper kahramanların anlayabileceği bir güçtür. 

yine kahve yaptım. sahi ne diyordum da konu uzadıkça uzadı. son bir parfüm anısı olsun, ofis ortamında yeni biriyle tanıştım. konuşurken birdenbire sohbetini yarıda kestim ve parfümün çok güzel, adı ne bunun dedim. gülümsedi ve parfümün adını söyledi.. ertesi gün ofisteyken yanıma geldi, kahve içer misin dedi. olur dedim. iki kahve alıp bahçedeki sigara içme alanındaki koltuklara oturduk. parfümü o kadar ağırdı ki, çok sıktığı belli. güneşten dolayı montumu çıkarıp yan karşı koltuğun üzerine bıraktım. bu kadın da montunu çıkarıp benim montumun üzerine bıraktı. halbuki koltuk oldukça genişti.. kahveler içildi sohbetler edildi ve ofislerimize döndük. montum kadın parfümü kokuyordu. kadının bu taktiğini anladığınızı varsayıp devam ediyorum.. hep benim başıma gelir ama bazen av ben olurum: bazı aslan burcu narsist kadınlar vardır, onların kendini kabul ettirme taktikleri var. mesela şöyle, kış kokusu diye adlandırdığım bir parfümümü kullanmaya başladım. o kadın parfümün farkını algılar algılamaz yüzünü buruşturup sen parfümünü mü değiştirdin, dedi.. buradaki yem size paranoyakça gelebilir, ama narsist diyorum o yüzden her şey mubah. evet parfümü değiştirdim dedim. kadın beni kötüledi. sanki o parfümle kötü bir anısı varmış gibi ya da eski sevgilisinin kokusuymuş gibi beni yemledi. ben bunu kafaya takıp o parfümü bir daha kullanmazsam beni ağına düşürdüğünü kabullenecek ve oyunu kendi kurallarıyla oynayacak. buna emin olun. ona avans vermek için parfümü bir daha kullanmadım, beynimi çıkarıp yanına gidemeyeceğime göre şartlar eşit olsun, 1-0 önde başlasın istedim. tam da düşündüğüm gibi oldu. istekleri bitmiyordu. salata yiyelim, diyor, salata geliyor, midem bulanıyor deyip hiçbir şey yemiyor. akşam film izlelim diyor, akşam olunca migrenim tuttu deyip uyuyor.. böyle böyle şeylerle psikolojik oynuyor, çünkü narsistler mağduru oynar. eğer ona değer verdiğinizi hissederse onun içten içe tek mutlu olduğu konu sizi kullanması ve parmağında oynatması olur. 

bu günlük bu kadar yeter, bir sonraki yazıda bundan devam etmem; çünkü ben bir süper kahramanım.