bir hayata hatıra: keşke dediğim hiçbir şeyin içinde sen yoksun

 bugün içimden bir cümle geçti. cümlenin üstü tozlu, sanki yıllardır bir kutunun içinde beklemiş gibi. amelie filmindeki dominique bretodeau'ya ait o kutu gibi. açınca burnuma tanıdık bir koku geldi. çocukluk gibi, pişmanlık gibi, ama en çok da “artık fark etmiyor” gibi. keşke dediğim çok şey var hayatta: keşke yağmur yağmasa demişliğim var mesela tam dışarı çıkacakken, keşke şu kahve bu kadar soğuk olmasaydı, keşke o mesajı silmeseydim, keşke daha erken gitseydim, keşke o yoldan gitmeseydim, keşke hiç dönmeseydim..

ama sen? sen hiç yoktun o cümlelerin içinde; çünkü seninle ilgili hiçbir şey “keşke” kadar hafif olmadı. seninle ilgili her şey ya “iyi ki” kadar ağır ya da “bir daha asla” kadar kesindi. bir ara bir yerlerde seni anlamaya çalışmışım gibi hatırlıyorum.. ama galiba o da sadece oyalanmaydı; çünkü bazen insan sadece geçmesini bekler bir şeylerin. iyileşmek değil de.. unutmak değil de.. sadece azalsın yeter. oysa sende azalmayan tek şey kendini çok sanmandı.. bense eksildikçe sadeleştim. sen kendini anlattıkça ben kendimi unuttum. sen konuşurken ben hep başka şeyler düşündüm. mesela çamaşır suyunun o saçma kokusunu ya da markette gördüğüm o promosyonlu kağıt havluyu..

şimdi dönüp bakınca hayatın içine saklanan bazı detaylar var. bazı kahkahalar, bazı yalnız uyanmalar, bazı pazar sabahları.. onların hiçbirinde sen yoksun. olmaman eksiklik değil, bir tamamlanma biçimi gibi. bazı insanların yokluğu da insanın en güzel hatırası oluyor. bir insanı sevmenin en korkunç yanı onu haklı çıkarmaya çalışmak. yokmuş gibi davranamazsın; çünkü olmuş. olmuş bir şeyi yok saymak mantıksızlığın en zarif hali.. ama sen öyleydin. olmuş ama olmamış gibi. yaşanmış ama yaşanmamış gibi. konuşulmuş ama hiç duyulmamış gibi..

çok düşündüm: bir gün, bir sabah ya da bir vedalaşma anında “keşke” der miyim diye..

“keşke kal deseydim”,

“keşke daha nazik olsaydım”,

“keşke bir şans daha verseydim”..


ama demedim; çünkü seninle ilgili hiçbir şey yarım kalmadı. aksine, her şey fazlaydı. fazlalıkla bitti.


bir kitapta öğrendim: bazı insanlar hayatımıza sığmaz. onları küçültmeye çalışırsınız, kendinizi büyütmeye.. olmuyor. bir noktada bırakıyorsun. bırakmanın utancı yok. olması gereken bir sessizlik gibi.. törensiz, süssüz, çok doğal bir düşüş gibi.


artık ardıma baktığımda sana dair hiçbir “keşke” göremiyorum. hatta.. keşke seni daha önce fark etseydim bile demiyorum; çünkü seni fark etmek, kendime yabancılaştığım anlara denk geliyor. o yüzden yokum orada. seninle olan yerde ben yokum. keşke dediğim yerler kendime ait.


bir film sahnesi değil bu, bir şarkının orta yeri değil. gerçek bir sessizlik. evet, bunun içinde sen yoksun. çok da iyi olmuş.


bu yüzden: keşke dediğim hiçbir şeyin içinde sen yoksun ve bu, düşündüğümden daha huzurlu bir cümleymiş meğer.