bir insanı tanımak: kendini görevlerle tanımlayan biri

yaşamak. sabah uyanmak, kahve yapmak, diş fırçalamak. telefon bildirimlerine bakmak, içlerinden en az toksik olanı seçip “bugün de bir şeyler yapmalıyım” demek. sonra bir liste açmak. iş listesi ve yapılacaklar listesi. markete git, çamaşır yıka, faturaları yatır, spora başla, mail at, dolabı düzenle, hayata dair bir şeyler öğren, üret, görünür ol, hikayene bir şeyler kat.. kat, kat, kat.

sadece yaşamak yetmiyor, ama şanslıyım ki bugün en uzun gündüz. en sevdiğim dört günden biri.. ama yetişmez.


bugün kendime yemek bile yapmadım. buzdolabını açıp göz gezdirdim. “akşam ne yesem?” diye düşündüm, ama düşünce sadece havada asılı kaldı. bir cevap gelmedi; çünkü akşam yemeği yemek bile, yapılacak bir görev gibi görünüyordu.. yani yemek yemek bile yaşamanın içinde bir madde olmuştu. hayat, sürekli bir yapılacaklar listesine dönüşmüş gibi.. ben yaşadığımı bu listeye ne kadar çok madde eklersem, o kadar fazla hissediyorum sandım, ama yaşamak bu değil.


alfred adler der ki:


“bir insanın yaşam biçimi, onun çocukluk döneminde çevresine nasıl tepki verdiğinin bir sonucudur.”

ve sonra devam eder:

“ama bu yaşam biçimini sürdürmek zorunda değilsin. değişebilirsin. hayatını yeniden kurgulayabilirsin.”


(kitap: bir insanı tanıma sanatı, alfred adler)


yani çocukken bize “hep meşgul ol, boş durma” denmişse, bugün bile boş kalınca kendimizi eksik hissediyoruz. oturmak yetmiyor. durmak huzursuz ediyor. hiçbir şey yapmamak suç gibi. kendi iç sesimize kulak vermek yerine yapılacak işler listesiyle kendimizi susturuyoruz. belki de bu yüzden nefes almak bile bazen yük gibi geliyor; çünkü içimize değil, dışarıya odaklanıyoruz..


bugün listeyi kapattım. sadece yürüdüm. plan yapmadan. hedef koymadan. yaptığım şeylerin hiçbirini not etmedim. zaten her şey ortada. belki de bu yazı da o listenin bir maddesi olmamalıydı, ama oldu; çünkü anlatmak da yaşamanın bir parçası, ama en azından bu kez görev gibi değil, ihtiyaç gibi yazdım. bir iç çekişin kelimelere dönüşmesi gibi. daha kendimi yıkayacağım mesela.. hala akşam ne yiyeceğimi bilmiyorum, ama bu eksiklik değil. bu, yaşamın sessizliği belki.

bazen hiçbir şey planlamamak, yapılacaklar listesine “kendini boş bırak” maddesini eklemek gerek. belki de yaşamak, sadece o anla yetinmeyi öğrenmektir. öğrenince yazarım.