bir rastlantı
bugün dişlerimi fırçaladığım kimyasal ile klozetin içini yıkadığım kimyasal aynıydı.. mesela siz psikolojinizin bozuk olduğunu nasıl anlarsınız? hani bazı dönemler vardır, hiçbir şey olmadan sanki her şey olmuş gibi ya da her şey olmuşken hiçbir şey olmamış gibi hissederiz. ben öyle bir dönemden geçiyorum sevgili insanlar. bakmayın, bence benimkisi sadece şımarıklık; ama hissettirdikleri bir ton şey.. can sıkıntısından dolayı bir şeyler sipariş edeyim dedim. sağlıklı atıştırmalıklara baktım, aslında çoğu zararlı, fakat ehvenişer dediklerinden.. elimi kestim, tam da bu ruh haline yakışır bir kesik oldu.. birkaç saat aralıkla üç tane ilaç içtim, ilaçların birbirileriyle etkileşimini düşünmedim. yani aklıma gelmedi. uzun bir süre taşikardi atağı geçirdim. bir süre kendimi dinledim. sonra unuttum. haberim olmadan 20 dakikalık bir uykuya geçmişim. uyandığımda canım şekerli bir şeyler istiyordu; ama şekeri çıkardım hayatımdan. şimdi bir kahve yapmaya gidiyorum.
geldim geldim, bu saate kadar bir sürü kahve yaptığım için filtrede bir sürü kahve birikmiş. neden bir sürü olduğunu açıklayayım: çünkü sabahtan beri tek filtre kağıdı ile yaptım kahveleri. her seferinde şöyle dedim; bu, az önce yaptığım kahvenin aromasız hali, yani kendini kahve sanan bu posadan zarar gelmez, deyip yeni kahveyi de onun üzerine ekleyerek yaptım ve bu böyle 3-4 kez kendisini tekrarladı. işte o 100 kilo kahve posasını aldım ve saksılara döktüm. ne yani, siz saksılara çay döken insanların onu sevmediği için mi döktüğünü sanıyordunuz. onlar severek içtiği şeyin fazlasını canından çok sevdiği çiçeklerinin saksılarına döküyorlar işte.. ben de kendini kahve sanan o şeyi döktüm. şaka bir yana kahve de bitkiler için faydalıymış. neyse işte bunları yaptım ve o yüzden geç kaldım; ama siz fark etmediniz. konuyu nasıl toparlarım diye düşünüyorum şimdi. o yüzden açıklayarak gideyim: hani markası ne olursa olsun herkesin ismine vileda dediği yer silme şeyleri vardır ya (“şey” dedim çünkü adını ben de çıkaramadım şu an) işte onun kovasının içine bir tane çivi girmiş. haberim yoktu. dün yerleri sildikten sonra o suyu klozete dökmüştüm. o çivi de klozette kalmış ve pas rengi klozetin içine işlemiş. bunu kolaylıkla hayal edebilirsiniz. her neyse ben bu nahoş görüntüyü nasıl çıkartabilirim diye birtakım soruşturmalara daldım. çözüm beyaz sirke ve karbonatmış. tamam, dedim, bir ara yaparım. sonra kahvaltı yaparken youtube'dan açtığım bir doktorun karbonat ve beyaz sirke ile diş sağlığı üzerinde bir videosuna denk gelince bu durumu biraz garipsedim. dedim ki bu lalettayin bir denk geliş olamaz. işe koyuldum ve iki görevi de tamamladım, ama önce dişlerimi fırçalamıştım sonra klozetin temizliğine başladım, o an ağzındaki tat ile klozetin içindeki tadın benzer olabileceğini düşünerek bir tık sinestezik hisler yaşadım. ‘psikolojimin bozuk olduğu’ kanısına nereden vardığıma gelince, onu şöyle açıklayayım. bazen kendimi güçsüz hissediyorum, kolayca keder bulabiliyorum. onu da şöyle anladım, canım şekerli bir şeyler istemişti mor renkli uygulamaya girdim atıştırmalıklara baktım, yok dedim bunlar olmaz. sonra çerezlere girdim. her şey pahalıyken leblebinin ucuzluğuna içim burkuldu. ben leblebi olsaydım çok üzülürdüm dedim ve onun adına üzülmeye başladım; çünkü kendisi kendisinin çok ucuz olduğunun farkında olamayacak kadar paradan habersiz ve dahi dolardan; dolar bin lira desen anlamaz.. sonra kendime ceza verdim. bugün sadece salata yiyeceksin, dedim. salata yaparken usta bir aşçı edasıyla malzemeleri hızlı hızlı doğrarken bıçağı iki parmağımın arasına sapladım. ilaç konusuna girmeyeceğim; çünkü çok karışık, daha kolay anlamanız için şöyle söyleyeceğim: bence α-thujene, p-cymene ve β-myrcene kimyasal bileşenleri bende çarpıntıya sebep oldu. anladınız değil mi.. ya atladığım bir şey var ya da diyeceğim şeyi unuttum.
neyse ne diyeceğim, ben bir süreliğine buralardan gidiyorum. sizi de beklerim. bazı şeyleri halledince dönerim. bana soracak olursanız halledemeyeceğim, hallettim sanacağım. zaten insan hiçbir zaman halledemez, sadece alışır.
aklıma geldi, sanırım onun adına da paspas diyorduk. bir de sirkeyle karbonatı karıştırınca açığa çıkan gaz karbondioksit, zehirlemez. onu yazarken aklıma öğrencilik yıllarımda duyduğum bir şey “kyk’daki kızların dişlerini beyazlatmak için cif kullandıkları” geldi, öyle bir şey yapmayın. sonuçta hidrojen peroksit’in bile gıdalarda kullanmak için farklı yapısı var. ben kimyadan anlamam..