bir şehir
konstantin’e gitmeden önce nikopolis’te geçirdiğim günlerin değeri gittikçe artıyor.
burada zaman yeni yüzlerle birlikte farklı akıyor sanki. her yeni insan yepyeni bir hikaye. her hikayeden sonra içimde başka bir katman açılıyor. bazen sadece bir ses tonu, bazen bir kelime, bazen de bir bakışta hayatın bambaşka bir anlamı çözülüyor..
47 yaşında bir kadın, “varoluşumu seviyorum” dedi. ben de refleksle, “hayatı seviyorum,” dedim, gülümsedi, başını hafifçe yana eğerek, “ama ben yaşamaktan bahsetmiyorum, varoluşumun kendisi bana haz veriyor,” dedi. bir an durdum, içimdeki tüm kelimeleri sıraya dizdim: “ölene kadar değil yani,” dedim, “hayatta olduğun sürece..” sonra bloğuma girip, başlıktaki ‘egzistansiyalist’ kelimesinin telaffuzuna baktım, “o zaman sen egzistansiyalistsin,” dedim, “öyle deniyor.” önce durdu. sonra, bunu daha önce duyduğunu, ama artık bu kelimeyi kendisini tanıtırken kullanacağını söyledi. felsefeyi bu yüzden sevdiğini ekledi. “işte bak, senden de bir şey öğrendim,” deyip içten bir mutlulukla gülümsedi.. size egoistçe gelebilir ama bu kadın benden etkilendi. bunu hangi anlamda anlarsanız hepsi geçerli.. bunu yazarken de ortamda tek erkek olduğumu, kadın muhabbetinin sarmadığı bir boşlukta yazıya sığındığımı bilin; çünkü bazen daralınca hep bir şeyler yazarım. hatta biriyle kavga eder gibi görünmemek için yüzüme de bir tebessüm asarım..
günün sonunda çok şey başarıyormuşuz gibi bir illüzyonla boşluklarımızı etkinliklerle doldurduk. toplandık, bir araya geldik. bir fotoğraf çekildik. herkesin elindeki tüten şeyin ne olduğunu gizlemek için çiçek emojisi kullandık; çünkü gün içinde tumblr’da yazdıklarımı seslendirmek isteyen biri, “sigara demek istemiyorum” demişti. ben de ona, “çiçek diyebilirsin,” demiştim. madem öyle dedim, kullandım; madem kullandım, yazarım tabii..
bu akşam fotoğraftaki herkes gülümsüyordu, ama öyle içten bir gülümseme değildi, daha çok “bugün de dünyayı idare ettik” gülümsemesi. bazılarının gülümsemesinde burukluk vardı; kalmak zorunda kalmış insanların gülümsemesi gibi, bunu en iyi ben bilirim, bazılarında ise gitmeyi planlayanların..
ben gülümserken birini düşündüm, konstantin’e gitmeden önce haber vermek istemediğim birini..
sadece gitmiş olayım, bir daha da hiç açıklamak zorunda kalmayayım diye düşündüğüm biri. bazı insanlar açıklama istemeyecek kadar uzaklaşır zaten. bazıları da açıklama yapamayacak kadar yakındadır. üzerime hafif bir hırka aldım, çiçeklerin arasında bir masa buldum. o sırada biri yan masadan yüksek sesle “kişisel gelişim diye bir şey yok aslında, sadece kendini oyalama biçimi” dedi. bir diğeri, “ben yine de yazmadan iyileşemiyorum,” dedi. sonra başka biri geldi, “iyileşmek istemiyorum ki,” dedi, “ben acının içinde tanıdım kendimi.” bense tam o sırada telefonu elime alıp notlara şunu yazdım:
“burada insanlar ya kaçıyor ya kalıyor, ben sanırım sadece yazıyorum.”
biraz sonra o kadın yanıma gelip, “sana bir soru sorabilir miyim?” dedi. ben de, “ama cevaplayamayabilirim,” dedim, “cevap istemiyorum zaten,” dedi, “sadece birinin dinlemesini istiyorum.” neyse ki konuşmadık. sadece yan yana oturduk. bazen kelimesizliğin sesi daha kalın oluyor. gecenin sonunda herkes dağıldı, ben biraz daha kaldım. birisi masaya bir çiçek bırakmış. sigara değil. gerçekten çiçek.
bunu yazınca mı güzel oldu yoksa yaşayınca mı inanın bilmiyorum.