bir valizin içine sığmayan istanbul: tam yaz ortası
merhaba,
bu hafta istanbul'dan gidiyorum. garip bir cümle bu. insan bazen yalnızca bir şehirden gitmiyor, o şehirin içinde bıraktığı kendinden ayrılıyor gibi hissediyor. ben de biraz öyleyim yine. yok ben hep öyleyim bu arada.. bugün eminönü'ne indim. görünürde bahanem valiz almaktı. insan kendine böyle mantıklı görevler veriyor bazen. valiz alacağım diyorsun. sonra yürüyorsun. balık ekmek yiyorsun, ekmeğin içini aldırmayı eksik etmiyorsun. köprüye bakıyorsun. martıları dinliyorsun. vapurları izliyorsun. aynı simitçiyi görüyorsun. aynı telaşı. aynı denizi.. valizi en son alıyorsun; çünkü aslında bavul değil, cesaret arıyorsun.. eminönü'nün kalabalığı hiç değişmiyor. insanlar değişiyor. eskiden o kalabalığın içine karışırdım. bugün kenarında yürüdüm. herkes bir yerlere yetişiyordu. ben ise kendimden kaçıp son kez biraz daha istanbul'a bakmaya çalışıyordum. son bir tur atayım dedim. öyle büyük vedalar etmeyi hiç beceremem. bilirsiniz, birden bire yok olurum, peki engelle derim, hoşça kal derim.. neyse oturdum bir banka. denize baktım işte. o sıra içimden "tamam" dedim. kimse duymaz beni, ama ben bilirim. galata'ya doğru baktım. ah karaköy, bakarsın öyle.. martılar yine vapurlarla yarışıyor. bir çocuk simidini paylaştı onlarla. rüzgar aynı rüzgardı. istanbul'un en tuhaf huyu bu galiba, senin bütün hayatın değişiyor, o ise denizi aynı şekilde sallamaya devam ediyor.. sonra valizi aldım. boştu, ama eve dönerken sanki içi doluydu; çünkü içine sadece kıyafet koymuyor insan. birkaç sokak koyuyor, birkaç sabah, birkaç gece, çok yürünmüş kaldırımlar, çok susulmuş banklar, çok sevilmiş insanlar, çok özlenmiş insanlar.. skeyim burada gözüm doldu.. neyse. denizli şehri beni bekliyor gibi. asıl bunu söylemek bile tuhaf geliyor işte. bir şehir insanı bekler mi bilmiyorum, ama bazen bir pencere bekler, annen bekler, çocukluğunun kokusu bekler, aynı gökyüzüne başka bir yerden bakacak olmak bekler.. yine doldu evet.. neyse. ben de gidiyorum işte. istanbul'u geride bırakmıyorum aslında; çünkü insan hiç sevmediği şehirleri arkasında bırakamıyor. inat olsun der gibi onlar gelip içine yerleşiyor.. gideceğim, ama biliyorum. bir gün yine vapur sesi duyunca, içimden durup dururken eminönü geçecek.. ve ben, elimde hiçbir şey yokmuş gibi, yine bir valiz taşıyormuşum gibi hissedeceğim. sıcağı hatırlayacağım bir kış günü, içimi ısıtmasa da yazı özleyeceğim filan falan. bunun ağırlığı işte bugünkü. yediğimden de hiçbir şey anlamadım.