bir akşam: özlemek mesaiye hep vaktinde gelir
bugün başka bir şey.. eve geldim. anahtarı çevirdim, kapıyı kapattım, sonra doğruca duşa girdim. ben bazen biraz çözülmek için giriyorum suyun altına. sizi bilmem. öyle kaldım bir süre. dedim ya, sizi bilmem. çıktım sonra. havluyu omzuma attım. mutsuzluğu bir erdemmiş gibi kabul ettim, sanki yıllardır bunun eğitimini almışım gibi. kimseye yük olmadan. kimseyi aramadan. yok aradım, çok tatlı sesli güzel bir kızı aradım. eminim herkes ona aşık.. biraz güldük. öyle gündelik şeylerden konuştuk. onun hiç canını sıkmadan. aferin bana. yine uslu durdum. yapıyorum bu işi.. özlemek zaten çoktan içime yer etmiş. öyle yeni bir his değil. mesela evin eski kiracısı gibi. çıkmıyor. arada mutfakta karşılaştığımız bile olur, siz ne dersiniz.. pencereye gidip camı kapattım. klimayı açtım. hasta olursam diye azıcık düşündüm ama.. neyse. bir süre dışarı baktım. dışarı dediğim insanlar, insanlar dediğim herkes, herkes dediğim benden başka herkes. garip. sonra kendi kendime dedim ki, iyi misin oğlum sen? iyi olduğumu söyledim. inandım mı. hayır.. ama cevap vermek de bir alışkanlık sonuçta. evde dolaştım biraz. bardakların yerini değiştirdim, kitapların yönünü çevirdim, koltuğun yastığını düzelttim.. sanki evi toplarsam içim de biraz toparlanacakmış gibi. toparlanmadı; ama ev güzel oldu. hem ben kendimi toparlayamazsam bile çevremi kurtarıyorum; çünkü elimden gelen tek şey bu oluyor. koltuğa oturdum. fark ettim ki acının da sesi yokmuş. hep kendi çıkardığımız sesleri dinliyormuşuz; oysa en ağır şeyler hiç konuşmadan oluyormuş. neyse. akşam oldukça özlemek daha profesyonel bir hale geliyor benim evimde. siz ne bilirsiniz.