bir ara: dünya bekleyebilir

günaydın yeni uyanan ve bloguma sessizce uğrayıp gidenler, merak ediyorsanız ofisteki bütün sabah ritüellerimi tamamladım ve geldim, bilgisayarın başına geçtim, bunu yazdım, yazıyorum ara ara, sonra birkaç şeye baktım, bakıyormuş gibi yaptım, gerekli yerlere gerekli ciddiyetle kafamı salladım, insanlara günaydın dedim, bana günaydın diyenlere günaydın dedim, sanki gerçekten güne başlamaya niyetliymişim gibi davrandım. sonra kahvemi aldım ve odama geldim. bu arada, sabah diş ipi kullanımı konusunda abarttım sanırım, sabahtır dişimde geçmeyen bir sızı var.. neyse. geçer. şimdi hiçbir şey yapasım yok. çok güzel. insanın bazen hiçbir şey yapmak istememesi de bir çeşit program aslında. bugün yapılacaklar listeme “hiçbir şey” yazsam keşke. yanına da tik atsam. tamamlandı. başarıyla hiçbir şey yapılmadı. çok iyi yapardım çünkü.. kahveyi masama koydum. daha ilk yudumda yüzümü buruşturdum. kahve de benimle aynı fikirde olmalı, o da bugün burada olmak istemiyor.. aşağı, yazılım odasına gittim geldim, aklım dağıldı. ne diyordum, nerede kalmıştık. bakıyoruz, telefon yanımda, pencere açık, ben kapalıyım.. öyle büyük bir mutsuzluk da değil bu. keşke olsa. insan neye kızdığını bilse, gidip ona kızar. ben bugün hiçbir şeye kızamıyorum. sadece her şey biraz fazla geliyor. sorumluluk fazla, telefon fazla, görüşmeler ve sesler fazla. buna rağmen bir de insanların “nasılsınız?” diye sorup cevabını gerçekten beklememesi bile fazla. oysa o kız çok güzel bak.. gireceğime en çok o üzülüyor. seviyesinden çıkıp seviyesiz sohbeti bile zekice.. şimdi bir de çalışmak var. çalışmak dediğimiz şey bazen gerçekten çalışmak değil zaten. ekrana bakıp hayatının başka bir yerinde olmayı istemek, şu anki gibi imlecin yanıp sönmesini izlemek, sanki o küçük çizgi bir şey söyleyecekmiş gibi. söylemiyor. hiçbir şey söylemiyor. söylemez zaten, niye söylesin. ben de söylemiyorum. sadece bloguma yazmak amacım.. bugün kimseye kendimi anlatmayacağım dedim. zaten insan kendini anlattıkça bazen daha anlaşılmaz hale geliyor. "iyiyim" desen yalan, "iyi değilim" desen açıklama bekliyorlar. ikisini de demeyip kahve içmek en makul seçenek. kahvemi içiyorum. içindekileri yazıyorum falan. hayatımda şu an en istikrarlı ilişki bu olabilir. bir yudum daha aldım. daha da kötü. neyse. böyle hislerin olduğu bir dünyada bazen insanın içinden dünyayı düzeltmek gelmiyor, ağzını ayırıp bırakıyorsun öyle biraz. dünya kendi kendine dönsün, güneş kendi kendine doğsun, insanlar kendi işlerine yetişsin. faturalar, taksitler, krediler kendi kendine ödenmiş gibi olsun, ben de şu sandalyede beş dakika hiçbir yere yetişmeden oturayım; çünkü herkes bir yerlere yetişiyor benim hayatımda. haftasonu bir etkinlik varmış, sen de katılacak mısın diyorlar. gülüyorum. aga ben yolda olacağım, bana bel bağlama. bugün varım haftasonu yokum.. ben bugün biraz geç kalmak istiyorum. hiçbir yere değil. kendime.. ve nedense bunun da acelesi yokmuş gibi geliyor. kahve soğuyor. bilgisayar açık kalıyor yazdığım bu yazı bekliyor, araya başka işler sokuşuyor, dışarıda birileri konuşuyor. ben hâlâ odadayım. ofiste sabah bitti, ama gün başlamadı daha. belki bugün böyle olsun. bazı günler yaşanmıyor zaten, sadece geçiyor. bugün de geçsin. sen de geç. o da geçsin; çünkü geçer.