bir başka pazar: sessizlik de bazen konuşur

günaydın.

pazar sabahlarının insanın canını acıtmak gibi tuhaf bir huyu var. kimsenin acele etmediği saatlerde insan en çok kendine yetişemiyor.. perdeden sızan güneş odanın içine usulca doluyor, ama bazı boşluklara ışık işlemiyor.. demiştim ya, kötü yazılar (romanlar) hava durumuyla başlıyor diye.. bak şimdi nasıl kötü olacak.

kahve demledim. mahalle yavaş yavaş uyanıyor. uzaktan ekmek poşetinin hışırtısı geliyor, bir çocuk gülüyor. çocuklar da zaten hep güler. ben buna katlanamıyorum.. karşı binadaki havalı kadın balkon yıkıyor, dünya yine her zamanki gibi devam ediyor. buna hâlâ buna alışamadım; çünkü seni özlemek bazen çok büyük bir şey.. bunu küçültünce şöyle: sanki daha çok masada eksik duran bir bardak gibi.. kahvesi yok. sürekli gözüme çarpıyor, ama kimse onun eksik olduğunu fark etmiyor. herkes kendi pazarını yaşıyor. neyse. şey, ben üzerinde N yazan bardağı ofisten çaldım.. her neyse. ben hâlâ aynı günlerin içindeyim sanki. insan en çok tatil günlerinde yoruluyormuş.. yapacak hiçbir şey olmayınca aklın hep aynı yere gidiyor n.. keşke diye başlayan cümleler çoğalıyor.. belki bugün yazarsın, belki bir bugün karşılaşırız, belki hiç hiçbir şey olmaz. en çok da sonuncusu oluyor. buna gülümsedim tamam.. garip olan bir şey daha; martılar yine gökyüzünü yırtarcasına öttüğünü sanıyor, kahve yine demleniyor, komşu yine halısını silkeliyor.. hayat seni hiç tanımamış gibi davranıyor. buna kırılıyorum biraz. neyse. günaydın. bugün de gökyüzüne bakarım, belki rüzgar başka bir yerden geçerken sana da uğrar; ben burada olurum, pazarın ağır sessizliğinde, dünyanın devam etmesine hâlâ biraz şaşırarak..