bir bekleyiş: gelmeyen, ama özlemi bitmeyen

hala ofisteyim. saat akmıyor, sürükleniyor. ekranda bir şeyler var, ama gözüm başka yerde. aslında hiçbir yerde. bugün güzel hiçbir şey olmadı. bunu yazmak bile tuhaf; çünkü "güzel bir şey olmadı" demek bir beklentinin olduğunu itiraf etmek. vardı. bekledim. gelmedi. özlediğim kadın gelmedi. gelmeyeceğini biliyordum galiba, ama insan bilse de bekliyor işte, bilmek özlemi durdurmuyor.. özlem öyle bir şey ki, gerçeğin önüne geçiyor. gelmeyeceğini bile bile kapıya bakıyorsun. telefonun titremesini bekliyorsun. sonra titremiyor ve sen yine de bekliyorsun; çünkü beklemek özlemden daha kolay bir alışkanlık. istanbul'daki son günlerim zehir oldu senin yüzünden.. şehir aynı şehir değil artık ya da ben aynı ben değilim, farkı çıkaramıyorum.. sokaklar hâlâ orada, kaldırımlar hâlâ kalabalık, ama içimde bir şey kapandı. bir kapı gibi. artık bu şehirde bana ait hiçbir köşe yok gibi hissediyorum, sanki her yer birinin bıraktığı boşlukla dolu. bir an önce s*ktir olup gitmek istiyorum buradan. basit bu kadar.. süslemeye gerek yok. bavulları toplarken bile içimde bir aceleci sabırsızlık var sanki şehir beni tutacakmış gibi, sanki son anda bir şey çıkıp "kal" diyecekmiş gibi, ama kimse demeyecek, biliyorum. taşınırken kendimi götürmeyeceğim. bunu kendime söz biliyorum, bilmiyorum tutabilecek miyim ama söylüyorum. bu şehirde bıraktığım her şeyi 'beklemeyi, kapıya bakmayı, gelmeyen mesajları, zehirli günleri' burada bırakacağım. valizime sadece gerekli olanı koyacağım. geri kalanı, bütün bu ağırlığı; kaldırımların arasına, otobüs duraklarına, hiç aramayan telefonun sessizliğine bırakacağım. belki gittiğim şehirde özlem aynı özlem olmayacak, belki orada beklemeyeceğim kimseyi ya da belki özlem beni de bulur, valizin gizli bir cebinde saklanmış gibi çıkar karşıma. bilmiyorum. yatakların altlarında aramıştım ya bir ara, senin haberin yok tabii.. ama en azından yine denemek istiyorum, bir yerde, gelmeyecek birini beklemeden yaşamayı..