bir benzerlik: illa bir tane bulurum
günaydın. bugün sabahın altısında uyandım. aslında beş küsur, ama altı dedim. kendime gelmeleri saymıyorum. duvarda saat yokmuş gibi telefona baktım saat için. aslında tam olarak neden uyandığımı da bilmiyorum, insanın vücudunun bazen alarmdan önce kendi kendini mesaiye başlatması çok saçma. daha üç gün önce geldim bu eve, hâlâ bazı şeyler yerli yerinde değil. tam detayı anlatmadığım için böyle de saçma oldu.. arabaya sığmayan eşyaları kargoya vermekler falan.. neyse işte onlardan bahsettim, hâlâ kutulandığı gibi duruyor bazı şeyler. kahve makinem kutuda mesela. evdeki eski kahve makinesini artık kullanmak istemiyorum, kahveyi v60 ile yaparım ne olacak. neyse evde kimse yok, ben varım, eşyalar var, biraz da sessizlik var. insan yeni taşındığı ya da yeni döndüğü evde bir süre misafir gibi yaşıyor. hangi ses nereden geliyor, sabah ışığı hangi taraftan vuruyor, mutfakta neyin nerede olduğunu tam bilmiyorsun. bugün de öyle uyandım. elimi yüzümü yıkadım, diş fırçalamak vs.. sonra telefonuma baktım. bana günaydın yazmış. hani şu erken uyanacağım diye iddiaya girdiğim kadın, sen bilmiyorsun bunu değil mi. hani şu illegal şeyleri öven kadın bu.. erken uyanmış gerçekten, ama yine benden sonra. bunu kendisine hatırlatmayacağım tabii; çünkü insan bazı zaferleri sessizce saklamalı. hem kendisi de günaydın yazmış, daha ne isteyeyim. yemek konusu ile aynı bu, biri yemek yapmayı teklif ettiğinde yemek seçmek ahmaklık. yine de bazı insanların sabahın ilk saatlerinde telefon ekranında belirmesi tuhaf biçimde güzel. insan daha gözünü tam açmamışken birinin "günaydın" demesi, günün senden önce hazırlanmış küçük bir parçası gibi geliyor. neyse kalktım, kahve yaptım. evde kimse olmadığı halde kulaklığımı taktım. bunu neden yaptığımı bilmiyorum. evde benden başka kimse yok. rahatsız edeceğim kimse yok, sesini kısmam gereken kimse yok, "biraz sessiz olur musun?" diyecek kimse yok, ama yine de müziği kulaklıktan dinliyorum. sanki yıllardır birilerini rahatsız etmemek üzere eğitilmişim de evde yalnız kalınca bile bu alışkanlığı üzerimden çıkaramıyorum. bunu daha önce demiştim, evde yalnız olmama rağmen kulaklıkla müzik dinlediğimi yani.. zaten kablosuz kulaklık benim için başlı başına kötü bir icat. kulağımdan düşüyor. benim kulağım ile kablosuz kulaklığın arasında karşılıklı bir güvensizlik var. küçük kulaklı bir mutant mıyım neyim.. ben takıyorum, o biraz duruyor, sonra kendisini yere bırakıyor. eğilip alıyorum, tekrar takıyorum. beş dakika sonra yine düşüyor. buna rağmen kullanmaya devam ediyorum; çünkü bazı kötü şeylere de alışıyor insan. hem bak, bu kadının da kulaklıkları kulağından düşüyormuş. bunu daha önce konuşmuştuk. insanın bir başkasına benzeyen küçücük bir tarafını bulması neden hoşuna gidiyor bilmiyorum. büyük benzerliklerden bahsetmiyorum. aynı şeyleri sevmeniz, aynı filmleri izlemeniz, aynı yerlere gitmeniz falan değil. elinde ya da kolunda küçük benlerin benzerliği bile yeterken, kulaktan düşen kulaklık mesela. çok saçma bir ortaklık, ama insanın içinde bir yere dokunuyor. "ha" diyorsun, "bunda da biraz benden var" ve beni bilen bilir, ille bir ortaklık ararım. sonra müzik devam etti.. kahvemi içtim.. evin içinde dolaştım.. daha üç gün önce geldiğim için hâlâ her şey biraz yeni, ama garip biçimde yalnızlık yeni değil.. bu çok dramatik geldi yazınca (ama gülme efekti), insan evde tek başına kalınca yalnız olduğunu daha çok fark etmiyor bazen, tam tersine kimseye hesap vermeden bir odadan diğerine geçmenin rahatlığı oluyor. sonra bir mesaj geliyor ve o sessizlikte birden başka bir insanın varlığını hissediyorsun. bugün de öyle oldu. günaydın dedi. ben de günaydın dedim. çok büyük bir şey değil yine. hatta dışarıdan bakınca hiçbir şey, ama bazı sabahlar insanın elinde zaten büyük şeyler olmuyor. bir mesaj oluyor, kahve oluyor, kulağından düşüp duran bir kulaklık oluyor, biraz müzik oluyor. bir de bugün erken uyandığımı kanıtlayan bir saat ve bir mesaj. şimdilik bunlarla idare ediyorum. disiplin her yerde aynı işliyor bak. şimdi biraz daha oturacağım, bir kahve daha yapacağım, sonra hazırlanıp işe geçeceğim. kulaklığımı da yine takarım, evde kimse olmadığı halde.. düşer muhtemelen, ben alırım, yine takarım, o yine düşer. bazı ilişkiler de böyle zaten.. neyse. günaydın sevgili günlük. bugün güzel bir şey olacakmış gibi bir his var içimde. olmazsa da kulaklık düşer, onu kaldırırız ya da iple boynuma bağlarım işte ne bileyim. artık bir şeyin güzel olması için sadece hissiyatının güven vermesi yetiyor.