bir fincan: acelemiz yoktu
iyi akşamlar, bugün kimse gelmedi. çok da normaldi. evler bazen misafir beklemez, yalnızlığı bekler. ben de bekledim. kendime bir şeyler hazırladım. acelem yoktu. yalnızlığın en sevdiğim tarafı bu galiba; kimse senden hızlı olmanı istemiyor. bir bardak koyuyorsun. oturuyorsun. kalkıyorsun. tekrar oturuyorsun. saatin kaç olduğu bile önemini kaybediyor. eskiden yalnızlığı eksik sanırdım. şimdi biraz öyle düşünmüyorum; çünkü insanlar en çok kendisiyle baş başa kalınca öğrenir bazı şeyleri. hangi şarkıyı yarısında kapattığını, hangi cümleyi kendine bile kuramadığını, hangi sessizliği sevdiğini, hangisine katlanamadığını.. bunları kalabalık öğretmiyor. ev öğretiyor. akşam öğretiyor. iyi geliyor. hem biliyor musunuz, insanın kendi hayatında misafir olmaması güzel bir şey. evde dolaşırken kimseye açıklama yapmamak falan.. bir fincanı masada unutabilmek.. ışıkları açık bırakabilmek.. bir kitabı yüzüstü kapatıp saatler sonra aynı sayfaya dönebilmek.. bunların hepsi küçük özgürlükler. küçük özgürlükler de bazen büyük mutluluklardan daha uzun sürüyor; eğer bunu okuyan biri varsa, umarım bu akşam kendine biraz yumuşak davranırsın, kimse seni aramadıysa da canın sağ olsun, çok konuşmadıysan da, çok gülemediysen de.. her günün bir görevi yok sonuçta. bazı akşamlar sadece akşamdır.. o onun görevi.