bir ihtimal: ach so
sevgili günlük, bugün sabah yine ofise gitmek için uyandım. gerçi beşte uyanmışım, bir ara gözümü açıp saate bakmışım, "çok erkenmiş" deyip tekrar uyumuşum.. sonra bir daha uyandığımda işin artık erkenlik kısmını geçip doğrudan geç kalmışlık kısmına girdiğini fark ettim. neyse, hazırlandım, çıktım, ofise gittim. yol zaten 4-5 dakika, artık biliyorsun. sabahları insanın kendisiyle arasında o kadalık miktar mesafe oluyor zaten. beden işe gidiyor, akıl biraz sonra geliyor. bugün de öyle oldu. gün içerisinde birkaç şey yaptık, birkaç şeyi yapmamış gibi yaptık, birkaç şeyi de yarına bıraktık. klasik bir iş günü yani.. ama akşam işten biraz erken çıktım. eve geldim, daha üzerimi bile doğru düzgün çıkarmadan annem aradı. sanki malum olmuş gibi. "gel yemeğe" dedi. ben de gittim. zaten annemle benim evin arası taş çatlasa iki üç kilometre, ama gel gör ki bazen iki üç kilometreyi bile aşılması gereken bir sınır haline getirebiliyoruz hâlâ. insanın yakınında olan insanlarla görüşememesi de ayrı bir yetenek. abimler almanya'da olunca annem de iyice bana sarar artık. neyse ki annem de almanya'ya gidecek. seneye de ben giderim gibi bir plan var şimdilik. tabii bu planın en büyük düşmanı yine bizim sevgili türk lirası.. sağ olsun, bu kadar çalışıp didinmeme rağmen birikimim euro olarak hâlâ yedi haneli seviyeye ulaşamadı. insan biraz üzülüyor, ama umudum var. "seneye yazın almanya'da olacağım" diyorum herkese. öyle kesin konuşuyorum ki sanki bilet cebimde, havaalanında bavulun sapını tutuyorum falan. hatta almanca kurslarına bile bakıyorum. yazın uğraşmam tabii, o kadar da can atmıyorum. eylülde spor ve dil kursuna başlarım diye düşünüyorum. spora başlamayı beklerken de sabahları aç karnına 4 farklı hareketi 50 tekrarlık açılma hareketleriyle başladım bile. bunun spor olup olmadığını henüz bilim dünyasına danışmadım, ama kediler bile uyanınca tatlı bir esneme hareketi yapıyor, üstelik ne set var ne de tekrar.. ach so! bir de aşinalık olsun diye youtube'dan almanca öğreten videolar izlediğim doğrudur. şimdilik almancamın en ileri seviyesi videonun başındaki "hallo leute" kısmında.. oradan sonra olaylar gelişiyor ve ben türkçe altyazıya muhtaç hale geliyorum.. annemle yemekte de bir ara "ben bilirim" programında kapıştık. zor soruları o bildi. bunu buraya özellikle yazıyorum; çünkü benim lisansla tescillenmiş 144 iq olduğumu iddia ettiğim bir hayat var ortada ve bu hayatın gerçeklerle olan ilişkisi bugün bir kez daha sınandı. annem soruyu duyuyor, daha ben sorunun sonunu beklemeden cevabı söylüyor. ben de karşısında oturmuş, 144 iq'lu bir adam olarak cevabın ne olduğunu düşünmeye devam ediyorum. yalan olmasın, gülüşüm 48 kromozomlu bir canlı gibi o an. sonuç: annem kazandı. ben yine de iq’mdan şüphe etmiyorum. belki programın formatı benim zekama uygun değil, belki sorular kendisini ifade edemiyordu.. biraz olayı bu yönden ele almak lazım veya belki de sorular fazla kolaydı ve ben derin düşündüğüm için kaybettim. bunların hepsi bilimsel olarak açıklanabilir.. neyse, yemekten sonra eve döndüm. annemle evin arası iki üç kilometre, ama insan bazen bu mesafeyi kapatmak için bir programa, bir yemeğe, bir telefon konuşmasına ihtiyaç duyuyor. bugün de öyle oldu. şimdi evdeyim. önümde almanca videoları, kafamda almanya, bir yanda spor planı, diğer yanda iş. hayatın bütün parçalarını aynı anda düzene sokmaya çalışıyorum işte, ama şimdilik hepsi birbirine çarpıp duruyor. olsun. eylül daha gelmedi, almanya daha gelmedi, ben daha almanca bilmiyorum, euro hesabım da henüz yedi haneli değil, ama seneye yazın almanya'da olacağım diyorum herkese.. bazen bir şeyin gerçekleşmesi için önce insanın onu yeterince uzun süre yüksek sesle söylemesi gerekiyor. ben de söyleyeyim bari. seneye yazın almanya'dayım.. ach so.. iyi akşamlar günlük. bugünlük bu kadar.