bir son gün: pazartesi denizli'de uyanacağım

bugün son ofis günüm. masamdaki her şeye bugün ayrı bir gözle bakıyorum, sanki ilk defa görüyormuşum gibi.. kahve fincanım, üstünde silinmiş bir isim var, kimin olduğunu artık hatırlamıyorum, belki hiç bilmedim. klavyemdeki "e" tuşu biraz basık, çok kullanılmış demek ki, ben de çok yazmışım demek ki, belki de çok "e" dedim bu masada, "e ne olacak", "e tamam", "e neyse".. pencereden dışarı bakıyorum son kez resmi olarak. karşıdaki bina görsel olarak çok değişti, ben değişmedim ama. buraya ilk geldiğimde bu manzarayı "geçici" sanmıştım, meğer geçici olan benmişim. o binaya mantolama bile yaptılar.. birkaç kişiyle vedalaştım bugün, tuhaf oluyor, "görüşürüz" diyorsun, ama aslında görüşmeyeceğimizi ikimiz de biliyoruz, sadece cümlenin daha hafif bir versiyonunu tercih ediyoruz. "iyi yolculuklar" dediler, sanki bir yolculuğa çıkıyormuşum gibi, oysa ben bir hayatı kapatıp başka birini açıyorum, valiz falan da yetmiyor buna aslında, aldım ya eminönü'den tabii siz bilmiyosunuz.. masamı topladım. üç kalem, bir defter, bir de neden sakladığımı hatırlamadığım bir ataç kutusu. hepsini bir poşete koydum, poşet gülünç derecede hafif geldi elime, buradaki onca zamanın ağırlığı bu kadarmış demek.. yarın istanbul'u terk ediyorum. pazartesi denizli'de uyanacağım, başka bir ışıkla, başka bir sessizlikle. bilmiyorum nasıl bir şey olacak bu, ama biliyorum ki bugünden sonra "eve gidiyorum" dediğimde artık bambaşka bir yeri kastedeceğim. hoşçakal masam, hoşçakal basık "e" tuşu, hoşçakal burada geçirdiğim onca zaman.