bir varış: 6.5 saat sonra annemin mutfağında

kendimi getirmedim. sen bunu yapabilmek için bir ömür harcayacaksın belki, ama ben yaptım. bak, ben kendimi getirmedim, her şey orada kaldı.

günaydın yolcu, yorgunsun değil mi? altı buçuk saat boyunca bir koltuğa sığdırdın bütün bedenini, camdan geçen şehirleri saydın, saymaktan vazgeçtin, sonra yine saydın. i̇stanbul çıktı arkandan, sonra bir şehir daha, bir şehir daha, hepsi birer birer geride kaldı, sen hâlâ aynı koltuktaydın, ama artık aynı sen değildin. yol böyle bir şey işte, seni bir yerden alır, başka bir yere bırakır, ama seni de yolda bir yerlere bırakır, geriye bir şeyler dökülür, farkında bile olmazsın.. günaydın evine dönen, denizli'desin şimdi. hava başka kokuyor değil mi, i̇stanbul'un ağırlığı yok burada, sokaklar daha sakin ya da sen daha sakinsin, ayırt edemiyorsun. kendini getirsen böyle mi olurdu.. annen mutfakta, kahvaltı hazırlamakla uğraşıyor, çaydanlık ötüyor, çok da seversin çünkü, sen daha eşiktesin, ayakkabılarını çıkarmadın bile, ama koku çoktan sardı seni, o eski koku, hiç değişmeyen.. günaydın garip hisseden, tuhaf değil mi bu his? sanki uzun bir maratondan döndün, ayakların hâlâ o yoldaymış gibi, ama artık koşacak bir şey yok, bitti, vardın. bedenin hâlâ hareket ediyor sanıyor kendini, ama etrafına baktığında her şey durmuş, sadece sen hâlâ o son kilometrenin sersemliğindesin. bu boşluk normal, madalyayı henüz takmadılar boynuna ama koştun, bitirdin, oradasın artık, zaten en büyük madalya annenin sana sarılmasıydı.. günaydın annesiyle kahvaltı edecek olan, otur şimdi. ekmek kes, çayını koy, annenin sana baktığı o bakışı hatırla, hiçbir yol o bakışın kadar uzun sürmez, hiçbir varış onun sesini duymak kadar dinlendirmez insanı. teskin falan. i̇stanbul'da bıraktığın her şey orada kalsın bugünlük, kırılan aynalar, gelmeyen kadınlar, zehirli günler, hepsi orada kalsın.. burada sadece sen ve annen ve masa var, o kadarı yeter bu sabah.. günaydın, dönen. böyle eksik geldin, ama tam bitirdin.